Ocak ayından itibaren Coronavirüs salgını hayatlarımızı işgal etmiş durumda...
Nihayet beklenen oldu ve artık ülkemiz de bir özne ya da nesne (Coronavirüs açısında)...
Coronavirüs son günlerde başta İtalya olmak üzere ciddi sorunlara neden oldu/oluyor...
Bu sürecin ateş hattında ise şüphesiz sağlık çalışanları var ve İtalya'dan gelen haberler bir hekimin yaşadığı zorluk ve ikilemleri anlamamıza ve empati kurmaya (ancak çabalayabiliriz) çalışmamıza ilişkin bizleri sarsmaya yetiyor ya da yetmeli.
Peki etik bunun neresinde?
Evet Türkiye'de formel olarak Tıp Tarihi ve Etik diye bir Ana Bilim dalı mevcut! Belki bazılarımız yeni duymuş olabilirler, neyse asıl konu da bu değil zaten...
Etik bunun neresinde? sorusu şuradan: Salgınlar konusunu tıp tarihi açısından değerlendiren/konuşan bilgi paylaşan hocalar var, ancak iş sağlık çalışanlarına onların yaşadıkları ikilemlere olası ikilemlere gelince etikçilerin bu konuda bir derdi olduğuna işaret eden emareler (yayın, açıklama vs.) olmadığı gibi pek sözlerine başvuran da olmuyor.
Oysa ülkemizde hakim etik ethosunun tıp öğrencilerine ve hekimlere yönelik normatif söylem üreten, onları yargılayan ve adete Demokles'in Kılıcı olmaya soyunan bir yapısı olduğunu görmek ve söylemek mümkün ki bu yaklaşım oldukça problemlidir; en azından etiğin felsefi yönü düşünülünce ve hekimden beklenen empatik yaklaşımla (ki bu genellikle etikçinin hekimden beklediği bir duygudur) uyumsuz. Dolayısıyla ana akım tıp etiği ethosunun bu yapısı düşünüldüğünde etikçinin sağlık çalışanıyla empati yapma olanakları ve de ikilemlerini çözmede yardımcı olma yolları kapalı görünüyor. Bu kapalı oluş ise bizzat tıp etiği disiplinin yarattığı tıpla ve sağlık çalışanı ile kurduğu ve yukarıda buna işaret eden belirteçleri de gördüğümüz karşıtlık ilişkisinden kaynaklanıyor. Oysa yakın zamanda vefat eden Callahan gibi isimler bu alanı sağlık çalışanını salt yargılayıcı bir disiplin olarak görmekten çok sağlık çalışanlarına yardımcı olan, işlerini "etik sınırlarda" kalmalarını da sağlayarak kolaylaştıran bir alan olarak da tanımlamıştı. Bu bağlamda bu sözsüzlük kaçınılmaz görünüyor...
Yine bir başka neden de bu alanın ve içinde yer alanların sağlık praksisine olan mesafeleri ile açıklanabilir, yani bir işin praksisini yapmayınca ki felsefeye getirilen temel eleştiri de olan fildişi kulelerde oturulunca empati yapma olanakları ciddi ölçüde azalıyor ve "ütopik" beklentilere ve normlara kurban ediliyor olabilir...
Sonuç olarak hekimler ve sağlık çalışanları sadece eleştirilmesi gereken bir grup değil, en azından bu zor günlerde empati duyularak anlaşılması gereken, hakları savunulması gereken bir "insan" grubu...
Ancak ne yazıktır ki Tıp Etiği ya da daha popüler olan adıyla Biyoetik sözsüz!
17 Mart 2020 Salı
15 Mart 2020 Pazar
Başlarken,
Amacım bu blog ile halen çalıştığım ve değer verdiğim konulara ilişkin yazmak, yazmaya ve çalışmaya değer konu ve kavram taslakları oluşturmak, olgunlaştırmayı denemektir...
Blog başlığı içeriğe ilişkin az çok fikir verebilir özellikle etik, felsefe, tıp (psikiyatri ve nörobilim), akademik etik ve hal-i pür melalimiz (eleştirel ama ancak salt karamsar ve umutsuz olmadan) ve de kaçınılmaz olarak bunların tarihsel çerçeveleri özellikle de bilim, psikoloji ve psikiyatri tarihi olacaktır (umarım)...
Ama bu demek değil ki bir blogun olmazsa olması olan konu ve bağlam dışına çıkmaya tenezzül etmeyeceğiz...
Her blog, her yazı, bazen bitmemiş her çalışma gibi ve de biz Türklere atfedilen "Türk gibi başlamak" deyiminin anlattığı azizliğe uğrama potansiyeli taşır elbette...
Dolayısıyla her durumda aklımızdan çıkarmayacağımız düsturumuz "Alçak gönüllülük", "Saygı" ve "Kalıcı olmama" bilinci olur umarım...
Selam ve sevgiler...
Amacım bu blog ile halen çalıştığım ve değer verdiğim konulara ilişkin yazmak, yazmaya ve çalışmaya değer konu ve kavram taslakları oluşturmak, olgunlaştırmayı denemektir...
Blog başlığı içeriğe ilişkin az çok fikir verebilir özellikle etik, felsefe, tıp (psikiyatri ve nörobilim), akademik etik ve hal-i pür melalimiz (eleştirel ama ancak salt karamsar ve umutsuz olmadan) ve de kaçınılmaz olarak bunların tarihsel çerçeveleri özellikle de bilim, psikoloji ve psikiyatri tarihi olacaktır (umarım)...
Ama bu demek değil ki bir blogun olmazsa olması olan konu ve bağlam dışına çıkmaya tenezzül etmeyeceğiz...
Her blog, her yazı, bazen bitmemiş her çalışma gibi ve de biz Türklere atfedilen "Türk gibi başlamak" deyiminin anlattığı azizliğe uğrama potansiyeli taşır elbette...
Dolayısıyla her durumda aklımızdan çıkarmayacağımız düsturumuz "Alçak gönüllülük", "Saygı" ve "Kalıcı olmama" bilinci olur umarım...
Selam ve sevgiler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)